Hayat bisikletle daha mı güzel?

17 Ocak 2016. Geçenlerde Delta adam yurdumuza gelmiş, ülkede neler olup bitiyor diye bir bakmak için. Olan biten şeyler pek iç açıcı değil tabi de, konumuz bu değil. Aslında konumuz benim almayı kaçırdığım Cyclist dergisinin bir kaç sayısı. İki yıldır bisikletin tepesinde dünyayı turlarken başından geçenleri bisiklet severlere anlatmak için toplandığımız akşam gelen misafirlere derginin tüm sayılarını dağıttılar.

Delta Adam
Delta Adam

Kaç gündür dergiler sehpanın üstünde beni bekliyorlardı. Bugün hava kötüleşip de eve tıkılıp kalınca şöyle güzelce bir okuyayım dedim.

Cyclist Türkiye
Cyclist Türkiye

Bir kaç köşe yazısı dikkatimi çekti. Birincisi, ki ben bunu bir fiil yaşadım “Bisiklette Mahalle Baskısı“. Benim gibi belli bir yaşa gelmiş, belli bir kariyeri olan biriyseniz spor maksatlı değil de ulaşım amaçlı bisiklet kullanıyorsanız mutlaka bu duyguyu hissetmiş olmalısınız. Dergide bu şöyle tarif ediliyor; “Mahalle baskısı bizi azınlık hissettirendir. Kendi benzerimizi göremememiz ve çoğunluğa uymak zorunda kalmamızdır”. Peki ben bununla nasıl baş ettim? İster inanın ister inanmayın işe bisiklet ile gidip gelme fikri ilk başlarda bana çılgınlık gibi geldi. Sorun güvenlik endişesi değildi, bunu ilk kez işyerinde benim yapacak olmamdı. Uzun bir süre sabah ve akşam pek kimseye görünmeden nasıl işe gider gelirim diye düşünmekle geçti. Her zaman bindiğim vapurdan bir öncekine binecektim ki iş arkadaşlarım ve beni yıllardır vapurda gören kişilere rastlamayayım. Bu sorunda çözüldüğüne göre, ikinci sorunu düşünebilirdim. İş yerinde takım elbise giyme zorunluluğumuzun olması. Ya yanımda götürecektim ki bu pek pratik görünmüyordu yada iş kıyafetlerim ile bisiklete bincektim. Ben ikincisini tercih ettim. Aslında bunun bisiklet dünyasını kasıp kavuran “cycle chic” akımı olduğunu sonradan öğrendim. İş yerinde ise inanılmaz olumlu tepkiler aldım. Benden sonra üç kişi daha işe bisikletle gelip gitmeye başladı. Artık yalnız değilim.

Sabah 07:30 …

İkincisi; bizler mutlu çalışanlar mıyız? Ben size Dünya genelindeki istatistiklerden yada rakamlardan veya hangi ülkenin hangi şehrinde patronların çalışanlarını daha mutlu birey haline getirmek için bisiklet adına neler yaptıklarını anlatmayacağım. Ben burada benim gibi olanları yazacağım. Hemen hemen her gününüzün bir diğerinden farklı olmayan, sadece temel ihtiyaçlarınız için masanızdan kalktığınız ve bilgisayarlarınızla sabahtan akşama yakın temas içinde olduğunuz bir çalışma hayatına sahipseniz ki ben öyleyim, o zaman bizim için tehlike çanları çalıyor demektir. İşimden memnun değilim ama ne yapalım sorumluluklarım var, ha denince iş bulunmuyor diyenlerdenseniz, ki birçoğumuz öyle, o zaman işe giderken ve eve dönerken motivasyon arttırmaya ihtiyacımız var demektir. Bunun için benim formülüm işe bisikletle gidip gelmek. Gün boyu belli bir metrekare içinde hapsolmuş ruhumuzu yeniden özgürlüğe kavuşturmak, hayatımıza heyecan katmak, rampa çıktıktan sonra nefes nefese kaldığımız zaman durup etrafa bakmak, nefes aldığımızı hissetmek, gözümüze kestirdiğimiz bir yerde durup çay, kahve molası vermek, rüzgarın sesini, denizin kokusunu içinde hissetmek … İşe gitmek için her sabah güzel bir sebebim var artık. Akşam eve dönerken de en sevdiğim kahvecide küçük bir mola. Ben mutlu, evdekiler mutlu, işyerindekiler benden mutlu, kısacası biz mutluyuz.

Akşam 18:00 …

Size çok ilginç gelebilir ama söylemeden geçemeyeceğim. Bisiklete binmek benim bazı korkularımı yenmemi de sağladı. Mesela ben ıslanmaktan, yağmurdan korkardım. Sürekli şemsiye taşır veya yol boyu saçak altlarından gitmeye, bir an önce kapalı bir yere sığınma çalışırdım. Bu şehirde mevsimler bize değmeden geçip gidiyor. Oysa şimdi ben yağmurun bana dokunmasına izin veriyorum. Soğuktan da korkmuyorum artık. Kış gelince kat kat giyinir, manto, atkı ne varsa sarıp sarmalanıp öyle sokağa çıkardım. Oysa şimdi hafif bir şeyler giymek yeterli, pedal çevirirken vücudunuz gereken ısıyı zaten ürettiği için bisiklette fazlasına gerek yok.

Son olarak dikkatimi çeken üçüncü konu “stil sahibi bisikletçiler“. Moda virtüezi değilim ama günümüz moda akımlarına baktığımızda modacıların çoğunlukla geçmiş yılların tekrarını yeniden yorumlayarak sunduklarını görmekteyiz. Moda tasarımcıları da yeni arayışlar içerisindeler. Koleksiyonlarında bisiklet temasını artık sıkça kullandıkları gözümüzden kaçmamaktadır. Bana kalırsa bunun nedeni bisikletin geri planda bir çok şeyi temsil etmesidir. Özgür ruhu, çevre dostu, yeri gelince spor yeri gelince klasik veya romantik oluşu, kıyafeti tamamlayan şık bir aksesuar haline dönüşmesi. Erkek  modasında öncü olan Hatemoğlu firması bisiklet sevdası adlı blog yazısında bisiklet modasını şöyle açıklamış;

Moda başkentlerinin çoğunun aynı zamanda büyük metropoller olduğunu düşünürsek, bu kaotik şehirlerde başlayan “yavaş yaşam“, “stressiz yaşam“, “sağlıklı yaşam” mottolarının gün geçtikçe daha çok insan tarafından benimsenmesi, trafik sorununa çözüm olarak belediyelerce alternatif çözümler aranması, iş hayatının spora az zaman bırakmasından sebep sporu yaşantının içine katmak üzere çözümler aranması “bisiklet”leri günlük yaşamın içine yeniden sokmaya başlamıştı. Ama moda da eskisi gibi podyumda değil artık sokakta yaratılıyordu. Sokak stilinin öncü şehirleri bisiklete binerken baştan ayağa spor kıyafetlere bürünecek değildi ya! Erkekler bisikletlerine ofis kıyafetleri ile kombinledikleri spor ayakkabılarla, kadınlar kimi zaman uçuşan uzun tül eteklerle binmeye başladılar.

London Tweed Run @2015

Elbette sokaktan ilham alan moda endüstrisi bunu gördü, bisikletlerin olduğu podyum şovları, bisikletlerle stilize edilmiş moda çekimleri başladı. Sporty couture denen spor ama şık seçenekler çoğaldı, bisikletlere uygun yüksek kalite deri çantalar da, kişiye özel sepetler de tasarlanmaya başladı. Erkek modasının kurallarının yazıldığı Pitti Uomo’da dünyanın en stil sahibi erkekleri dizi dizi bisikletler üzerinde boy gösterdi. Demek ki yalnızca bisiklet üzerindekiler değil bisikletler de artık “yüksek moda”ya girmeliydi. GucciHermesFendi gibi markaların el yapımı, benzersiz bisikletleri satışa çıktı. Bisikletin öncü markalarının tasarımcı işbirlikleri çoğaldı.

Gucci Bike
The Men In This Town
London Tweed Run @2010

Ulaşım maksatlı bisiklet kullanmaya başladığımdan beri bu konu üzerinde daha fazla düşünmeye başladım. Gördüm ki, bir kıyafet denerken kıyafetin üzerimde nasıl durduğuna değil, bisikletin üzerinde nasıl duracağına bakmaya başlamışım. Ona uygun çanta, yada şapka veya bir eldiven. İşin hoş tarafı bunların gündelik hayatta da kullanılır olması. Çünkü bana göre biskletin zamansız bir stili var. İstanbul sokaklarında da nadir de olsa stil sahibi bisikletçilere rast gelmekteyim. Bu da benim hayal gücümü daha da harekete geçiriyor. Sanırım bu konuda biraz yardım almamın bir sakıncası yoktur. Bakınız The Tweed Run, London. Benim tercihim tüvit bir ceket ve yelek, ya sizin ki?

London Tweed Run @2013

Share This!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *